Akıllı Telefonlarınız Gerçekten Ortam Dinlemesi Yapıyor Mu?

Son bir kaç yıldır sürekli olarak karşımıza çıkan bir iddia var; akıllı telefonların mikrofonları vasıtasıyla ortam dinlemesi yaptığı ya da telefon görüşmelerimizi dinlediği ve bu verileri bize reklam sunmak için kullandığı. Facebook ve Cambridge Analytica haberlerinden sonra yine ayyuka çıkan bu iddiaların doğruluğunu araştırmak için bir yazı yazmaya karar verdim. Peki bunun sadecilikle ne alakası var diye soracak olursanız şöyle açıklamak istiyorum; önümüzdeki günlerde dijital sadeleşme başlığı altında sosyal medya ve internet kullanımımızı düzenlemeyi ve bilinçli internet kullanıcıları olmayı anlatacağım. Bunun bir parçası da kullandığımız uygulamaların ardındaki işleyişi ve kullanıcı psikolojisini anlamak. İnternet gibi bir nimete sahipken maalesef tembelliğimizden ve sorgulama yetisini geliştiremediğimiz için doğru bilgiye, doğru kaynaktan erişmekte güçlük çekiyoruz. İçinde bulunduğumuz pek çok platformun bizi bağımlı hale getirdiği, metalaştırdığı ve üzerimizden kazanç sağladığı doğru fakat spekülasyonların ateşlediği dayanağı olmayan argümanları yine bu platformları kullanarak yaymak da tam olarak bu mantığa hizmet eden bir davranış. Fazla uzatmadan iddialara ve kaynaklarına geçelim.

Devamını Oku

Dijital Sadeleşme Mümkün Mü?

Bu blogdaki ilk yazımda da (Sadecilik Nedir?) bahsetmiştim, ana hedeflerimden biri dijital olarak sadeleşebilmek. Bugün büyük bir şans olarak gördüğüm tesadüfler sayesinde 90’lı  yılların sonuna doğru bilgisayar ve internet ile tanıştım. Yaklaşık 20 yıldır e-mail, 14 yıldır da Gmail kullanıyorum. Son 10 yıldır iPhone, iPad kullanıcısıyım ve bu akıllı cihazlarla birlikte hayatımızın merkezine konumlanan pek çok sosyal medya uygulamasının bir parçasıyım. Bunun yanısıra yaklaşık 15 yıldır internet üzerinde yaptığım projeler, geliştirdiğim websiteleri, uygulamalar ve müşterilerimin dijital varlıkları var. Bu yılların bir sonucu olarak da dijital olarak büyük bir üretimin sorumlusuyum. Bu varlıkların içerisinde çektiğimiz fotoğraflar, paylaştığımız yazılar, tweetler, attığımız smsler kısacası bir cihaz üzerinde 1 ve 0’lardan oluşan parçalar halinde depolanabilen milyonlarca veri var. Benim gibi siz de kendi üretiminizden sorumlusunuz ve her gün bu büyük veriye katkıda bulunmaya devam ediyorsunuz. Bu yazıda kısaca dijital varlıklarımızın neleri kapsadığına, nasıl geliştiğine ve hayatımızı nasıl etkilediğine değineceğim.

Devamını Oku

That Sugar Film ve Şeker Bağımlılığı Hakkında

Sadeleşme sürecinin bir parçası olarak beslenme alışkanlıklarımı da gözden geçirmeye çalışıyorum. Beslenme alışkanlıklarımı düzenleyerek sağlıklı bir şekilde kilo almayı (evet benim de derdim bu) ve egzersizle birlikte hayatıma dahil etmeyi hedefliyorum. Geçen sene diyetisyene gidene kadar bu konudaki hedeflerim daha belirsizdi. Ölçümler sonucunda hem kas hem de yağ olarak ideal kilomdan geride olduğumu öğrendim. Yağ olarak geride olduğumu ve her ikisini de orantılı bir şekilde yükseltmem gerektiğini bu ölçümler olmasa tahmin edemezdim. Henüz bu konuda pek ilerleme kaydedemedim. Yakın zamanda tekrar diyetisyenime gidip ölçümlerimi almayı ve bunu düzenli hale getirmeyi planlıyorum. Bu süreçte beslenme konusunda eksik bilgilerimi tamamlamak ve süreci içselleştirebilmek adına da bolca okumaya ve araştırmaya çalışıyorum. Bu yazıda yakın zamanda izlediğim That Sugar Film ve şeker bağımlılığı hakkında öğrendiklerimden bahsedeceğim.

Devamını Oku

Minimalizm: Anlamlı Bir Yaşam Kitabı Raflarda

Daha önce “Minimalizm: Önemli Şeylere Dair Bir Belgesel” yazımızda the minimalists’in minimalizm belgeselinden bahsetmiştik. Yine aynı ekibin “Minimalism: Live a Meaningful Life” adlı kitabı 2011’de İngilizce olarak basılmıştı. Kısa bir süre önce de Eksik Parça Yayınevi tarafından Türkçe basımı yayınlandı ve Türkçe minimalizm kitaplarına bir yenisi eklenmiş oldu. Kitabın çevirmenliğini Hülya Key, editörlüğünü ise Gözde Döneli yapmış. İngilizce halini internette kısaca inceleme fırsatım olmuştu fakat okumaya fırsat bulamamıştım, Türkçe basımını görünce hemen sipariş verdim.

Devamını Oku

Erteleme Hastalığına İlaç Gibi Çözüm: İki Dakika Kuralı

Sadece iki dakikanızı bu yazıyı okumaya ayırın. Size hayatımı müthiş kolaylaştıran bir teknikten bahsedeceğim.

“İki Dakika Kuralı” David Allen’ın “Getting Things Done” adlı kitabında bahsettiği bir teknik. Kitabı okumak isterseniz “İş Bitirici” adıyla Türkçe’ye de çevrilmiş. Adından da anlaşılabileceği gibi kural çok basit: Eğer bir işi önümüzdeki 2 dakika içerisinde tamamlayabilecekseniz, onu ertelemeyin. Böyle yazınca hiç de etkileyici gelmiyor fakat kesinlikle denemeniz lazım. Bu kuralı ilk okuduğumda ne kaybedebilirim diyerek hemen bir sonraki işe geçmeden önce 2 dakika ara verdim ve aklıma gelen ilk işi tamamladım, sabah cevap vermem gereken bir maili cevapladım. Daha sonra 2 dakikada kurtulduğum ağırlığa şöyle bir dönüp baktım.

Devamını Oku